28 Eylül 2010 Salı


güneşin ardından gözlerimi kapasam
sonuna kadar kollarımı açsam
derin derin bir iki nefes alsam
çocukluğumu hatırlatan o kokuyu duysam
tam huzur bu derken aklıma gelse ve desem
ya göğsünde uyuyor olsam...

8 Nisan 2010 Perşembe

kim? kime? ne demiş?

Bildiğin yalan söylüorum bu gün.. hem de ne kötüsü ne bilio musun kendime söylüorum…
Yok cnm öyle diildir.. bu böyle olmamıştır… aa bunu kesin şu nedenle yapmıştır die…
Yok cnm yaa olucak iş diil bu bnmkisi… kendi kendine konuşanlar bile bi dialog halinde.. ben monologlarımla kendimi bozlicam nerdeyse… sesimi de çıkaramıorum.. anlamıo kimse anlatamıorum.. algılamak istemediklerini düşünüorum bazen beni… yada bnm hayatımda ki en önemli şeyler, insanların hayatında hiç bi anlam ifade etmiolar… sorunlarımın basit görülmesi beni daha çok çileden çıkarıo… huuuu siz görmemezlikten geliosunuz die sorunlar yok olmuo die çığlık atmak istiorum ama onu da duyamayacaklar biliorum… çok ii bilirorumm…

Sonra içimde sessizliklerden bi çukur kazıorum en derininden... aklıma gelenleri içine atıroum rahatlıorum sonra biraz… ne geçicek eline üzülünce diorumm… sonra başlıorum şimdiki gibi klavyenin üzerinde hızlıca ellerimi gezdirmeye…

Düşündükçe bir şeyler değişmiyorsa hayatında kardeşim, düşünmeyeceksin boşuna… ne kendini yorucaksın olur olmadık kişilerle olaylarla, ne de beynini…

Şimdi gelelim değişmeyecek olayları düşünmeyelim de ne yapalım kısmına… Saymaya başlıorum…

Sev, sevil -düşündüğün bunlarsa zaten başkasını sev, başkaları tarafından sevil-
Gül -ama mümkünse içten olsun böyle sadece zaman geçsin die diil… bul bi tane kafa tip o konuşsun sen gül… sen konuş o gülsün. Bak ona da yaramış oldun gördün mü?-
Oku – düşünmemek için yapılacak en yorucu işlemlerdendir ama aklı başka şeylerle doldurmak içinde birebir… okuduğun yazıdaki insan yaparsın kendini olursun bambaşka birisi…-
İç – en tehlikeli yollarından biri aklı gereksiz işlerden arındırmak için… ben çok önermiorum ama kararında bırakabilirim ben irade sahibiyim diosan başka… (ama unutma irade sahibiysen yeterince zaten düşünmemeyi de iraden ile halledebilirsin)-
Yarat –bişileri yoktan var etmek gibi bi derdimiz yok hiç birimizin… ama yaradılmış olanı diorum başka şeylerle birleştir. Kafanı ii bişiler için kullan insanlığa hizmet edersin… insanlar yaptıkların baksın, yarattıklarına hayran kalsın die…-

Yada bak bak buldum…
SEVDİĞİN ve seni SEVDİĞİNİ bildiğin bi kaç arkadaşını topla… Otur bir masaya.. Dertlerini unutup güzel şeylerden konuşmaya başka… Karnın ağrıyıncaya kadar GÜL onlarla… OKUmasanda olur bu arada.. genelde bu tür ortamlarda önceden okunulmuşlarla “paylaşım” (bak ben neler biliorum hiihihii) yapılır.... Sonra “Usta bize bira getirir misin? Bi tane de mariachi lütfen…” Dilimiz damağımız kurudu di mi? Arkadaşlarla İÇince ayrı bi tatlı gelio o bira yaa… Kendinden uzaklaşıp başka bi sen olamaya başladın ya yavaştan… Dertleri düşünmek yerine fikrine fikir katmaları için ortaya saçıosun… Beraber YARATma saati…

23 Mart 2010 Salı

Buraları Bildiğini Biliorum....

Bi kere İstanbul’da yaşıosan arkadaşım kafanda hiç bi şey ama hiç bişi olmadan sadece yürümek için istiklalde sağa sola baka baka aşağıya doğru in, çünkü senden başka nelerin, kimlerin olduğu görebileceğin en rahat yer orası… Bir nevi insanat bahçesi gibi düşünebilirsin... hem bunlara kabuklu yemiş attığın da seni fark ederlerse maksimum ters ters bakarlar… Sonra o caddede yürüken sesleri dinlemelisin etraftan gelen… bazılarına gürültü gibi gelen o ses, benim yaşam sevincimin çığlıklarıdır belki… çok fazla insanla belli etmeden eşlik etmelisin müziğe, caddedeki ritme… Neden çok fazla belli etme diorum, oranın ahenginde kaybolabilesin die… Yoksa insanların bakışlarından o moda giremezsin…

Birkaç saniye sonra caddeyi gerçekten dinliyorsan, o kuş sesiyle “God Father” gibi öten adamı duyacaksındır zaten… “Ya bu adam manyak herhalde” diceksindir içinden…. DE…. Çünkü ben gerçekten o adamın hayat hikayesini çok marak ediorum… Hani çocukken sağlam bi travma sonucu böyle olduğunu düşünüorum… Hala yürüyo musun aşağıya doğru?
O zaman tramvayın sesindini de duydun…
Çiçek pasajının önünden geçerken azıcık da açsan hemen gir içeri… Solundan gelen, midye, kokoreç koklarına karşı gelemiceksin zaten… sonra tezgahın üzerinde midye dolmalar Alis Harikalar Diyarındaki gibi “ye beni, ye beni” diyecekler… YE… Çünkü birazdan içeceğin buz gibi biranın yanına harika gidecekler….

İstiklalden aşağı doğru inerken eğer o gün farklı bi tat arıosan çok sağlam şarapçılarda var orada.. Benim tercihim kendime benzettiğim gibi yarı tatlı şaraptır… İçmesi kolay, muhabbeti hoş, kafası güzel…. 

Artık biraz fazla çıkıyorsa kahkahalarının sesi oldun demektir… Asmalı artık seni kucaklamak için hazır… Bir sokağın çık diğerinden… İster iç ister sağdaki soldaki kokoşlara bak… Arkadaşlarınla anılar yarat kedine… Hava iise yanında ii muhabbet biri de varsa tünelin sonunda, tramvay durağının bitişinde bir set var otur oraya… Yudum yudum iç yaşıo olmanın verdiği büyük hazzı…

Çok ama çok fazla şey söylendi istiklal için bu güne kadar… Bende bi kaç laf etmeden geçip gitmiim şu hayattan dedim… Sonra anladım ki çok kalabalıksa etrafın kendini ait hissetiğin bi yerler arıo insan… Çok güvenli diil biliorum ama İstiklal de benim için bu sanırım…

Çok büyük bi aksaklık yoksa hayatımda, genelde Cuma yada Cumartesi buralardayım ben… Biraz konuşmak, biraz dertleşmek, eee tabi azıcıkta içmek için beklerim hep… Modumdaysam fal bile bakabilirim belki…

İstiklal çok kalabalık insanlar üstüme üstüme geliyo die çok sinirlenme… Sende onların üstüne gidiosun di mi sonuçta?

20 Ocak 2010 Çarşamba

Nirvatik Soğuk İklim Şiiri

Deryaya yazdım adını ulu esmer.
Rengini kumlardan aldı tenin, rüzgarlar saçında eser.
Yelken olur sırtın, saçın dökülür hırçın, deniz olur göğsün ve dalga der ağzın.
Ben bir deli kaşif; açarım sırtın, yüzerim göğsün, vururum dalgalarına.

Ve gece olur deryada, kararır zifir gözlerin,
Yıldızsızdır gecen, rotam şaşar, kaybolur teninden teknem.
Ay' a güvenir kaşif, Ay yüzünde tutulur, yüzün Ay' a tutar...
Sabah olur boynunda, yüzüne gölgesi vurur güneşin ve ışık damlar yanaklarından.
Ben sana yazarım, sen beğenirsin sonra....

Dünyanın sonunda son bir ada Nirva,
Ada yakışır adına, vurur dalga dediğim dudakların her damlaya.
Yanaştım artık sarp kayalıklarına ve uzandım kumlarına,
İstediğin kadar estir saçlarını; attım demirim, kaldım odanda...

Şimdi yazıyorum sana, sonra okurum diyorum.
Beni karalıyorum sana, sonra aklarım; biliyorum!
Ne kadar varsın bilmiyorum ama,
Olduğun kadar; Yani kararınca kalıyorum yanında....

Demir aldım Ada,
Ay' ı bekledim Nirva...


by M T


Sen yazdın, ben okudum...
Sen baktın, ben gördüm...
Sen üşüdün, ben ürperdim..
Sen gittin, ben özledim...

18 Aralık 2009 Cuma

Ben şu anda yaşadığım yere 10 yaşımdayken taşındım…
Anlatacağım hikaye daha öncesine ait olduğu için bu bilgiyi vermek istedim başta…
Kapısı hiçbir zmn açılmayan bi salonumuz vardı çünkü salonu ısıtmak dünyanın en zor işiydi… neyse…
Küçüklüğümle ve o evle alakalı hatırladığım en net şeyi anlatıcam şimdi…

Küçük bi odamız vardı orda televizyon vardı… bu nedendir ki hepimiz aynı yerde olurduk her zmn.. –keşke diorum bazen öyle kalsaydık-

Saat 8:00-9:00 olduğunda küçük olduğum için onların televizyon izlediği odadan alınır annemin yatak odasına götürülürdüm… o küçücük evde en sevdiğim şeydi annemlerin yatak odasından görünen manzara… aslına bakılırsa hiç bişi de yoktu manzarada… sadece gökyüzü görebildiğin bi açıklık vardı o kadar ama bnm aklım hep o televizyon odasında kalırdı … ablam babamla oturur televizyon izlerdi ve ben uyumak zorundaydım…
Yok işte o kadar kolay vaz geçmicektim…

Annenim beni sallamasına ve sürekli ninni söylemesine karşı gözlerimi kocaman acar ona bakardım… inat diil mi uyumicam? Uyumazdım da..

Ta ki annem “ay dede ay dede ağzın nerde burnun nerde?” deyinceye kadar…
Çünkü artık anneme diil aya bakar hale gelirdim…

Garip ama annemin o kucağında ayı izlerken kendimi o kadar güvende hissederdim ki…
Ne ablamın orda babamla beraber televizyon izlediği umrumda olurdu ne de birazdan gözlerimin istemsiz bi şekilde kapanacağı…

O yüzdendir herhalde ne zmn birazcık bişilerden korksam yada kendimi güvence altına almak istesem gözlerim ayı arar hemen…

Bu günlerde hiç göremiorum onu… Kendimi o kadar güçsüz hissediorum ki… biran önce şu iğrenç bulutların gitmesini istiorum… karalık gecenin içinde bi tek onu görmek istiorum…

Bi gün size biri aya bak derse beni bi geçirin aklınızdan… çünkü muhtemelen o ben olacağım…


Yani bilin ki yanınızda güvende olduğumu biliorum…

2 Kasım 2009 Pazartesi

gizli özne

ne yaparsan yap her şeyi kendin yaparsın...
aşık olursun, seversin, nefret edersin, hoşlanırsın, güzel/yakışıklı bulursun, yalnız kalırsın...

sinir krizleri geçirirsin, gülmekten çatlarsın, ağlamaktan yataklara düşersin, düşlere dalarsın... kendini olduğundan daha değerli zannedersin...

acıkırsın, yemekten çatlarsın, kafa olursun, dans etmekten deli gibi yorulursun...
olmadık sesler duyarsın, tanıdık bi parfümün kokusunu alırsın, insanları birilerine benzetirsin, keşkelerle başlayan cümleler kurarsın, dilek tutarsın
-gerçekleşmesi için dualar edersin-...

bi sigara yakarsın, içine çekersin...

deliler gibi eğlenip şarkı söylediğin için sesini kısarsın...
üşürsün bazen deli gibi, titrersin, buz keser ellerin/ayakların...

uzaktakileri özlersin, yanında olsunlar istersin, istediğin olayınca ayrı bi sıkılırsın...

bazen ona buna sararsın...

dinlediğin her şarkıya bi anlam yüklersin, hepsi birer orhan şiiriymiş gibi "benim bu şarkı benim" dersin...
mutluluktan havalara ucarsın, sevgi yumağı olursun...
yani batan da sensin, çıkan da...

28 Ekim 2009 Çarşamba

tıktık tıktık

herşey gözlerinde başladı bitanem...
bana öyle baktın ki... gülümseyebildim sadece...

sonra göğsüme uzandın dinledin deli gibi atan kalp atışlarımı...
sen birazcık huzur ararken ben ya bu kalp durursa ne yapar die düşünmeye başladım..
ama asıl önemli soru sonradan dank etti kafama ya ondaki kalp durursa ben ne yaparım...