18 Aralık 2009 Cuma
Anlatacağım hikaye daha öncesine ait olduğu için bu bilgiyi vermek istedim başta…
Kapısı hiçbir zmn açılmayan bi salonumuz vardı çünkü salonu ısıtmak dünyanın en zor işiydi… neyse…
Küçüklüğümle ve o evle alakalı hatırladığım en net şeyi anlatıcam şimdi…
Küçük bi odamız vardı orda televizyon vardı… bu nedendir ki hepimiz aynı yerde olurduk her zmn.. –keşke diorum bazen öyle kalsaydık-
Saat 8:00-9:00 olduğunda küçük olduğum için onların televizyon izlediği odadan alınır annemin yatak odasına götürülürdüm… o küçücük evde en sevdiğim şeydi annemlerin yatak odasından görünen manzara… aslına bakılırsa hiç bişi de yoktu manzarada… sadece gökyüzü görebildiğin bi açıklık vardı o kadar ama bnm aklım hep o televizyon odasında kalırdı … ablam babamla oturur televizyon izlerdi ve ben uyumak zorundaydım…
Yok işte o kadar kolay vaz geçmicektim…
Annenim beni sallamasına ve sürekli ninni söylemesine karşı gözlerimi kocaman acar ona bakardım… inat diil mi uyumicam? Uyumazdım da..
Ta ki annem “ay dede ay dede ağzın nerde burnun nerde?” deyinceye kadar…
Çünkü artık anneme diil aya bakar hale gelirdim…
Garip ama annemin o kucağında ayı izlerken kendimi o kadar güvende hissederdim ki…
Ne ablamın orda babamla beraber televizyon izlediği umrumda olurdu ne de birazdan gözlerimin istemsiz bi şekilde kapanacağı…
O yüzdendir herhalde ne zmn birazcık bişilerden korksam yada kendimi güvence altına almak istesem gözlerim ayı arar hemen…
Bu günlerde hiç göremiorum onu… Kendimi o kadar güçsüz hissediorum ki… biran önce şu iğrenç bulutların gitmesini istiorum… karalık gecenin içinde bi tek onu görmek istiorum…
Bi gün size biri aya bak derse beni bi geçirin aklınızdan… çünkü muhtemelen o ben olacağım…
Yani bilin ki yanınızda güvende olduğumu biliorum…
2 Kasım 2009 Pazartesi
gizli özne
28 Ekim 2009 Çarşamba
tıktık tıktık
bana öyle baktın ki... gülümseyebildim sadece...
sonra göğsüme uzandın dinledin deli gibi atan kalp atışlarımı...
sen birazcık huzur ararken ben ya bu kalp durursa ne yapar die düşünmeye başladım..
ama asıl önemli soru sonradan dank etti kafama ya ondaki kalp durursa ben ne yaparım...
1 Eylül 2009 Salı
sarhoş oluorum bazen, aklıma sen geliosun...
biri için, bişi için emek harcıorum bazen, aklıma sen geliosun...
girdiğim yoldan çıkamıorum bazen, aklıma sen geliosun...
kalbim çıkıcakmış gibi oluo bazen, aklıma sen geliosun...
ayaklarım yere sımsıkı basıo bazen, aklıma sen geliosun..
o zmn işte iiki iiki diorum...
18 Şubat 2009 Çarşamba
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENiN !
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin. İki ucu keskin bıçaktır bu işin... Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman... Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana... Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. "Yürek sesi ne?" bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu... Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Nazım Hikmet RAN